This War of Mine

Her şey 2009 yılında, bir grup Polonya oyun endüstrisi gazisinin güçlerini birleştirip 11 bit stüdyoyu kurmasıyla başladı. Birkaç yetenekli insanı bir araya getirdiler ve işe koyuldular. Bir yıl sonra, 11 bitin ilk çocuğu doğdu: Anomaly Warzone Earth. Apple Tasarım Ödülü dahil olmak üzere büyük satışlar ve çok sayıda sektör ödülü ile kısa sürede büyük bir başarı kazandı 11 bit.

Tüm bunlar, doğru yolda olduklarının bir kanıtıydı ve sonraki birkaç yıl içinde başarısını Anomaly 2, Anomaly Korea ve diğer birkaç oyunla tekrarladı. Ama ne derler bilirsiniz – ne kadar çoğuna sahipseniz, o kadar çok istersiniz. Bu yüzden, 2012’de daha büyük bir şeyin zamanının geldiğine karar verdiler.

Önlerindeki iki yıl boyunca gelecek unvanlarının üzerinde çalıştılar. Her zamankinden daha büyük ve daha iyi, ama daha da önemlisi – insanlara dokunma potansiyeli olan bir oyun. Önemli olabilecek bir oyun. Daha önce yapılmamış bir şey. Yıllarca oynanacak ve tartışılacak bir şey. 2014’ün sonunda hazırdılar ve bugüne kadarki en büyük başarılarının prömiyeriydi bu oyun. Evet ondan bahsediyorum. 14 Kasım’da This War of Mine yayınlandı ve her şey değişti.

Öyle ki; geliştirme maliyeti, oyunun çıkışından sonraki ilk hafta sonunda karşılandı ve o zamandan beri oyun Steam ve diğer dağıtım platformlarında en çok satanlardan biri olmaya devam ediyor. Oyun 100’ün üzerinde ödül aldı ve TIME, EDGE, Washington Post ve daha fazlası dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki en büyük dergi ve gazetelerde fenomen olarak yer aldı.

11 biti bugün bulunduğu yere getiren oyundur This War of Mine. Son on yılın en başarılı indie oyunlarından biri olarak hala gerçekten iyi satmaya devam ediyor. Bir sonraki büyük oyunları ise Frostpunk. Ona başka bir değerlendirmemizde değineceğiz zaten. Ama şimdi, hayatta kalma içgüdüleri gerektiren bu eşsiz dünyaya dalalım diyorum. Ne dersiniz?

Bu Benim Savaşım!

Askerler kilometrelerce uzaktayken, duman dağıldığında ve her ev masum insanların hayaletlerini barındırdığında, temel insanlığın arka plan gürültüsü yani aç karnının sürekli kükremesinden başka elinde hiçbir şey olmaması için ne kadar vaktiniz var?

Bu soruya kendi cevabım This War of Mine’ın yaklaşık 10. gününde geldi. Takas, bombalanmış harabeleri yağmalama, hayvanları tuzağa düşürme yoluyla yiyecek elde etmenin tüm meşru yolları tükenmişti artık. Tek silahımız bir levye ve bir gece evde nöbet tutmasını söylediğim kişiye yani Bruno’ya bıraktığım bıçak. Kesinlikle silah kullanmayı gerektirmeyen tek seçenek, nispeten el değmemiş sessiz bir eve girmekti. Güvenlik yoktu, ama orada bol miktarda yiyecek ve malzeme olduğu belirtilmişti açıklamada. Eğer onları çalmaya istekliysen tabi. Başka geçerli alternatifim olmadan gittim. Yaşlı bir adam kapıyı açtı, karısının hasta olduğunu ve yiyeceklerini paylaşamayacaklarını söyledi. Orada sessizce duran karakterimi azarladı. Ve daha sonra, grubumun hayatta kalması ile yaşlı bir çiftin evini terörize etme durumunu tartmak zorunda kaldım. Dört saat sonra, bir hafta boyunca yemek yemeye yetecek erzakla eve döndüm. Bir buçuk hafta sonra, yağmacımız Katia, hala kendini affetmemişti.

Vicdan azabı aslında This War of Mine’da hayatta kalanlar için yaşanması gereken somut, çirkin bir şey. Pişmanlık, karakterlerin daha yavaş hareket etmesine, başını sallamasına, tüm bunların anlamsızlığından dolayı basit görevleri yerine getirmemeye karar vermesine neden oluyor. Evdeki arkadaşlarınız çalıntı malları kullanmaktan çok büyük bir suçluluk duyabiliyor. Ve kontrol altına alınamaz ise, bu suçluluk duygusu, felç edici depresyona dönüşebiliyor ve daha da kötüsü intihara yol açabiliyor.

Ve bu, küçük yerleşim yerinizin paramparça olmasının en yürek burkan yollarından biri oluyor. Ancak, çok daha kötü yollar da var: vurulmak, bıçaklanmak, dövülmek ve tabii ki açlıktan ölmek gibi. Oyuncu olarak göreviniz iyi bir savaş için savaşmak. Ancak, askeri mermilere ve bombalara veya işgalci bir orduya karşı değil. Bunun yerine, onların ardında bıraktıkları, küllerde kalan her şeyini korumak için savaşmak zorundasın.

Oyuna, üç katlı harap bir eve sığınan hayatta kalan üç kişiyle başlıyorsunuz: iki çocukluk arkadaşı (Pavle ve Katia) ve yanlış zamanda yanlış yerde olan, yerinden edilmiş ünlü bir TV şefi (Bruno).

Katia & Bruno & Pavle

Oyun size herhangi bir şeyin nasıl kullanılacağına dair bir eğitim vermiyor, ancak sadece birkaç dakika sonra her şeyi deneme yanılma yoluyla bulabileceğiniz kadar basitleşiyor.

Hepimizin doğal kabul ettiği, modern yaşamın kullanışlı araçları artık yok ve tamamen sıfırdan inşa edilmesi gerekmekte. Bunun yanında, hayatta kalacağımız gün sayısı kadar; yiyecek ve yataklar titizlikle hazırlanmalı. Geceleri, kimsenin yerinizi yağmalamak konusunda aynı fikre sahip olmaması için dua ederken çevredeki bölgelerden yeni malzemeler toplanmalı. Neyse ki, oyun tam bir gerçekçilik ile gitmiyor, yani eski bir futbolcunun yani Pavle’nin bir ocak ya da atölye yapılırken kaç adet tahta ya da inşaat malzemesi kullanması gerektiğini nasıl bildiğini merak etmenize gerek kalmıyor.

Malzemeleriniz “elektronik“, “yakıt” ve “inşaat parçaları” gibi basit başlıklar altında tutuluyor ve bunlardan yeterince aldığınız sürece, çalışma tezgahınıza koşabiliyor; küçük hayvan tuzakları ve yağmur suyu toplayıcıları gibi basit hayatta kalma araçlarını ve sandalye, yatak gibi istediğiniz konfor ürünlerini dilediğiniz gibi üretebiliyorsunuz. Kırık silahları ve zırhları tamir etmek gibi daha karmaşık şeyler de yapabiliyorsunuz.

İşin püf noktası, bunların herhangi birini yapabilmek için yeterli miktarda kaynağa ve hatta enerjiye sahip olmak. Oyuna başladığınızda, hayatta kalanlar aç, biri yaralı ve biri hasta olabiliyor. Onlarla ilgilenmek en önemli önceliğiniz olmalı. Bu nedenle önce yatak yapmak, yiyecek bulmak veya temel bir soba inşa etmek için yeterli malzeme bulmak için evin etrafında dolaşmanız ve molozları temizlemeniz gerekiyor.

Ev Temizliği

Peki ya malzemeleriniz erken biterse? Yatakta yatmak yerine yerde kim uyuyacak? Bu gece kim bişeyler yiyecek? Kim aç kalacak?

Enkaz kazmak için kürek gerekli, kürek için de kaynak gerekli. Kaynak yerine, yağmacımızın taşıma bölmesini ilaçlarla doldurmak gerçekten gerekli mi? Evdekiler o kadar hasta ya da yaralı mı? Daha sonra bu, ev arkadaşlarınızın önceki geceyi atlatırken yaptığınız bir şeye kızgınlık duyup duymadıkları; kitap, kahve, sigara gibi dikkat dağıtıcı veya basit zevkleri gerçekleşmediği için ya da kaynak olmadığı ve karınları kazındığı için yedikleri çiğ yiyecekler yüzünden depresyona girip girmeyecekleri gibi daha büyük endişelere yol açabilir. Ortamı bir gece daha ısıtmak için evdeki son kitabı yakmak zorunda kalırsanız, buna karakterler nasıl tepki verecektir?

Ve böylece, yağmacı oluyorsunuz.

Her gece tek bir yeri ziyaret edebilir, size o yerdeki mevcut durumu, duyduğunuz söylentileri ve içeride neler olabileceğini anlatan yararlı açıklamayı okuyabilir ve daha sonra yararlı olabilecek herhangi bir şeyi araştırabilirsiniz. Bazı gecelerde, eğer şanslıysanız seçilen yer tamamen terk edilmiş olabiliyor. Böylece, zamana yayarak, evinizin neye ihtiyacı olduğunu gözlemleyebiliyorsunuz. Birkaç gün boyunca yeterli yiyecek, ciddi iyileştirmeler yapmak için yeterli kaynak ve malzemeyle uzaklaşabiliyorsunuz oradan. Bazen de, başka insanlarla karşılaştığınız zamanlar geliyor.

Geceyi planlamak

Diğer insanlarla etkileşimler burada her şekilde olabiliyor. Başka biriyle ilk karşılaşmam bir süpermarkette oldu mesela. Yüzünde bandana olan silahlı bir adam, adamlarına ne arayacaklarını söylüyordu. Dönüp beni gördüğünde, bana zarar mı verecek diye tereddüt ettim. Tamamen rahatladığım an ise; herkes için çok şey olduğunu ve orayı keşfetmekte özgür olduğumu söylediği an. O ve adamları beni bütün gece tamamen kendi halime bıraktılar.

Süpermarket

Başkalarına olan inancınızın ödüllendirildiği This War of Mine’da ara sıra buna benzer sürprizler olabiliyor. İnsanlar onlara ne zaman iyi davrandığınızı hatırlıyor ve hiç beklemediğiniz bir anda yardımınıza koşuyorlar. Siz de aynısını yaparsanız, insanlar sahip olduklarını öylece sizinle paylaşıyorlar. Örneğin; bir keresinde, birkaç kapı aşağıda yaşayan bir çift, işler en karanlık haldeyken, birkaç gün önce evlerindeki enkazı temizlemeye yardımcı olduğum için, birini göndererek bizim eve sebze gönderdiler.

Ama elbette, madalyonun diğer yüzü de var. İlk oyunumun sonlarında, bir askerden malzeme almak için takas yapmaya çalışan bir kadına rastladım. Karşısındaki asker, bunun karşılığında ondan cinsel iyilik istedi. Maalesef, oyunun basit doğası burada engel teşkil ediyor. Birinin arkasına vurmanın, gizlice girmenin, hatta fırlatmak için bir kaya parçası bile kapmanın bir yolu yok. Bu yüzden, bunun iyi gitmeyeceği belli olduğunda, elimde levye ile içeri girdim. Bu uğraşımın sonucunda; asker tarafından derhal vurularak öldürüldüm.

Süpermarketin Diğer Yüzü

Daha sonra insanlarla etkileşimlerimi tanımlama eğiliminde olan o an. Hırsızlık yapacak kadar çaresizsem; önce ateş edecek / vuracak ve daha sonra soru sormayacak kadar çaresizim demek oluyor.

Sonra, yeni kurtulanlar kapıma geliyor, kalacak bir yer istiyorlar. Bir süre tehlikeli olup olmadıklarını merak ettim ve daha da önemlisi, başka bir aç karnı doyuracak gücüm var mı diye düşündüm. Sonra cevabım, yürek parçalayıcı bir şekilde, “hayır” oldu.

Cevap “evet” olsa bile, evimin başka bir ruha zarar verme ihtiyacı olmaksızın, gelişebileceği kadar geliştiği zaman, en büyük sorun tam bir can sıkıntısına geldi. Günden güne yaşamanın sıkıntısı, malzemeleri dikkatlice kullanmak, bir ev rutini yaratmak, radyo dinlemek ve “SAVAŞ BİTTİ!” haberi için dua etmek. Asla gelmeyen duyuru, ev arkadaşlarının saldırıya uğradığını veya öldürüldüğünü görmekten daha fazla sizi etkilemeye başlıyor. Refah içinde bile, yiyecek bitene kadar, her gün bu yerde durmaksızın bu haberi bekliyorsunuz.

Ve bu belki de This War of Mine’ın nihai noktası: Durmuyor. Şu anda bizi dolu, mutlu ve insani yapan şeylerden bu kadar koptuğunuzda hayatta kalmak monoton oluyor. Sıkıcı, üzücü ve devam ediyor. Diğer oyunlarda, sürekli bir görev alıyorsunuz ve görevi tamamladığınızda yardımınıza bir helikopter ya da uçak geliyor. Ama This War of Mine’da hayatta kalanlar için böyle bir kurtarma ekibi gelmiyor.

Son olarak; “Bu oynamak istediğin bir oyun mu? Hayır. Bu, kalbi atan birinin oynaması gereken bir oyun mu? Evet. Milyonlarca kez evet. Uzun süreli bir empati alıştırması, savaşla ilgili gördüğümüz tek şey kafadan vurmak olduğu zaman kalan boşlukları dolduran ayıltıcı bir iş.” şeklinde yorumlar geldi bu oyuna. Haklılar mı? Bence evet.

Final

Yorum bırakın